Tarihin seyrini değiştirdi: ‘Sakarya’ zaferi 100 yaşında

Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır” emrini verdiği, Kurtuluş Savaşı için dönüm noktası olan Sakarya Meydan Muharebesi 100 yaşında.

Uğur DUYAN

ANKARA (Anayurt) – Sakarya Meydan Muharebesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından çok büyük ve kanlı savaş anlamına gelen Melhame-i Kübra ifadesi ile anılan ve Türk Kurtuluş Savaşı’nın seyrini değiştirerek, 1683’ten beri geri çekilen Türk askerinin ilk kez ilerleyen bir düşman ordusunu durdurduğu savaş olarak tarihe geçti. Türk tarihinin seyrini değiştiren Sakarya Meydan Muharebesi, Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası sayılır. İsmail Habip Sevük Sakarya Meydan Muharebesi’nin önemini, “13 Eylül 1683 günü Viyana’da başlayan çekilme, 238 sene sonra Sakarya’da durdurulmuştur” sözüyle açıklar.

YUNAN KRALI CEPHEYE GELİYOR

TBMM Ordusunun, Kütahya-Eskişehir Muharebelerindeki yenilgisinden sonra cephe kritik bir duruma düşmüştü. Yunan General Papulas tarafından Yunan ordularına Ankara’ya harekât emri verilmişti. Savaşı Yunan tarafı kazansaydı TBMM, Sevr Antlaşması’nı kabul etmek durumunda kalacaktı.

Yunan ordusunun hedefinde Türk ordusuna kesin darbeyi vurarak, TBMM Hükümeti’nin merkezi olan Ankara’ya girmek ve böylece Sevr Antlaşmasını tartışmasız kabul ettirmek vardı.

Aynı zamanda kendi büyük ideallerine (Megali İdea) ulaşmak isteyen Yunan Kralı Konstantin’in 7 Temmuz’da İzmir’den Uşak’a, cephenin ileri hattına gelmesiyle 8 Temmuz 1921’de hareketlenen Yunan ordusunun 10 Temmuz’da büyük saldırıyı başlattı ve saldırı 24 Temmuz’a kadar devam etti.

YUNAN GENERAL ZAFERİN CEZBESİNE KAPILIYOR

General Anastasios Papulas başlangıçta bu harekâta şiddetle karşı çıktı. Papulas’a göre Yunan ordusunu ıssız ve yolsuz Anadolu topraklarının derinine sürüklemek sonuçları ağır olabilecek bir maceraydı. Öte yandan savaş karşıtı örgütlerin ordu içine sızdırdığı broşürler Yunan askerinin savaşa olan inancını önemli ölçüde kırmıştı. Ancak Papulas kamuoyundan gelen yoğun baskılara ve “Ankara Fatihi” olmanın cazibesine karşı koyamayarak ordusuna taarruz emri verdi.

BAŞKOMUTANLIK TEKLİFİNİN ARKASINDA AMAÇ

Kütahya-Eskişehir Muharebeleri sonrasında Büyük Millet Meclisi içinde iktidara yani Mustafa Kemal Paşa’ya karşı tepkiler artmaya başladı. TBMM, 3 Ağustos 1921’de Genelkurmay Başkanı İsmet Paşa’yı azlederek, aynı zamanda Başvekil ve Millî Müdafaa Vekili de olan Fevzi Paşa’yı bu makama atadı.

Bu muhalefeti yönetenler ordunun başına geçmesi için Mustafa Kemal Paşa’ya baskı yapmaya başladı. Gerçek niyetleri ise onu Ankara’dan uzaklaştırmak ve Enver Paşa’nın iktidarını sağlamaktı. Mustafa Kemal Paşa, 4 Ağustos 1921 günü Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmayla başkomutan olmayı kabul ettiğini ancak başkomutanlığın faydalı olabilmesi için Meclis’in ordu ile ilgili yetkilerini üç ay süreyle kendisinde toplayacak bir kanun çıkartılması gerektiğini açıkladı. Paşa’nın başkomutanlığını isteyenlerin bu şekilde hayalleri suya düşürülmüş oldu. 5 Ağustos 1921 günü oy birliği ile çıkartılan yasa ile Mustafa Kemal Paşa, TBMM Orduları Başkomutanlığı’na getirildi.

MUSTAFA KEMAL CEPHEYİ DENETLİYOR

Cepheye gelerek durumu yerinde gören ve komutayı eline alan TBMM Başkanı ve Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ile İcra Vekilleri Heyeti Başkanı Fevzi Paşa, Batı Cephesi birliklerinin Yunan ordusuyla arada büyük bir mesafe bırakılarak Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilmesine ve savunmayı bu hatta devam ettirmesine karar verdiler.

MECLİS KAYSERİ’YE TAŞINACAKTI

23 Temmuz 1921’de Sakarya nehrinin batısında Yunanlar, doğusunda Türk ordusu vardı. Ankara’da o günlerde büyük bir tartışma yaşanıyordu. Tartışmanın merkezinde Ankara’daki Meclisin Kayseri’ye taşınması vardı. Yunan ordusunun Sakarya’nın doğusuna geçmesi ihtimalinin gerçekleşmesi halinde Mustafa Kemal Atatürk en güvenilir yer olarak gördüğü Kayseri’ye Meclisin taşınmasını teklif etti. Eğer Yunan ordusu Sakarya’nın doğusuna geçseydi hedeflerinde Polatlı ve milli mücadelenin merkezi Ankara vardı.

Meclis’teki vekiller bu teklifi görüşürlerken o güne kadar hiç söz almayan Siirt Mebusu Diyap Ağa el kaldırır. Meclis dalgalanır, herkes birbirine dönerek, ‘ilk defa söz aldı, ilk kez kürsüye çıktı’ der. Diyap Ağa’nın Meclis kürsüsündeki bu ilk ve son sözü olacaktır:

“Biz buraya kaçmaya mı geldik, yoksa kavga edip ölmeye mi? Eğer Meclis’i taşımak istiyorsanız buyurun gidin. Ama ben gidemem. Tek başıma bile olsam, bayrağım, dinim ve vatanım için son kurşunuma kadar savaşırım. Son kurşunu da kafama sıkarım. Bu böyle biline…”

Bunun üzerine Meclis’in Ankara’da kalmasına karar verildi, önemli evrakların bir kısmı Kayseri’ye gönderildi. Eğer Yunan ordusu Sakarya’nın doğusuna geçmiş olsaydı Meclis’in taşınacağı yer Kayseri Lisesi olacaktı. Hatta lise içinde bir Meclis kürsüsü bile oluşturulmuştu.

TÜRK ORDUSU DOĞUYA ÇEKİLİYOR

22 Temmuz 1921’de Sakarya Nehri Doğusu’na çekilmeye başlayan Türk ordusu, güneyden kuzeye 5. Süvari Kolordusu (Çal Dağı güneyinde), 12., 1., 2., 3., 4. Gruplar ve Mürettep Kolordu birinci hatta olacak şekilde tertiplendi. Çekilişin hızlı bir şekilde tamamlanmasından sonra Yunan birlikleri taarruz pozisyonu için tam 9 gün Türk birlikleri ile karşılaşmadan yürüdü. Bu yürüyüşün hangi yöne doğru olduğu Türk keşif birlikleri tarafından tespit edilerek cephe komutanlığına bildirildi. Bu savaşın kaderini belirleyecek stratejik hatalardan biri oldu. Yunan taarruzu baskın olma özelliğini kaybetti. Ancak 14 Ağustos’ta ileri harekata geçen Yunan ordusu, 23 Ağustos’tan itibaren 3. Kolordusu ile Sakarya Nehri doğusundaki Türk kuvvetlerini tespit, 1. Kolordusu ile Haymana istikametinde, 2. Kolordusu ile Mangal Dağı güneydoğusunda kuşatıcı taarruza başladı. Fakat bu taarruzlarında başarısız oldular.

YUNAN ORDUSU CEHPEYİ YARDI AMA KAZANAMADI

Kuşatma taarruzunda başarı sağlayamayan Yunan kuvvetleri, siklet merkezini ortaya kaydırarak savunma mevzilerini Haymana istikametinde yarmak istedi. 2 Eylül’de Yunan birlikleri, Ankara’ya kadar en stratejik dağ olan Çal Dağı’nın tamamını ele geçirdi. Fakat Türk birlikleri Ankara’ya kadar geri çekilmeyerek alan savunması yapmaya başladı. Yunan birlikleri Ankara’ya 50 km kalacak derecede bazı ilerlemeler sağlasa da Türk birliklerinin yıpratıcı savunmasından kurtulamadı. Ayrıca 5. Türk Süvari Kolordusu tarafından cephe ikmal hatlarına yapılan taarruzlar Yunan taarruzunun hızının kırılmasında önemli etkenlerden biri oldu. Yunan ordusu 9 Eylül’e kadar süren yarma teşebbüsünde de başarılı olamayınca, bulunduğu hatlarda kalarak savunmaya karar verdi.

Türk Ordusu’nun 10 Eylül’de başlattığı, bizzat Mustafa Kemal Paşa’nın komuta ettiği, genel karşı taarruzla Yunan kuvvetlerinin savunma için tertiplenmesine mani olundu. Aynı gün Türk birlikleri stratejik bir nokta olan Çal Dağı’nı geri aldı. 13 Eylül’e kadar süren Türk taarruzu sonucunda Yunan ordusu, Eskişehir-Afyon’un hattının doğusuna kadar çekilerek bu bölgede savunma için tertiplenmeye başladı. Bu çekilme sonucu 20 Eylül’de Sivrihisar, 22 Eylül’de Aziziye ve 24 Eylül’de Bolvadin ve Çay düşman işgalinden kurtulmuştur.

YUNAN ORDUSU GERİ ÇEKİLMEK ZORUNDA KALIYOR

Çekilen Yunan Ordusunu takip amacıyla harekata 13 Eylül 1921 itibarıyla süvari tümenleri ve bazı piyade tümenleri ile devam edildi. Fakat teçhizat ve istihkâm yetersizliği gibi sebeplerle taarruzlar durduruldu. Aynı gün Batı Cephesi’ne bağlı birliklerin komuta yapısı değiştirildi. 1. ve 2. Ordu kuruldu. Grup Komutanlıkları lağvedilerek yerine 1., 2., 3., 4., 5. Kolordular ve Kolordu seviyesinde Kocaeli Grup Komutanlığı kuruldu.

Savaş, 22 gün ve gece sürerek 100 km uzunluğunda bir alanda cereyan etti. Yunanlar için geri çekilmek haricinde başka bir seçenek kalmadı.

Mustafa Kemal Atatürk ünlü “Hattı Müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. Bu satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça vatan terk olunamaz.” sözünü bu savaşa atfen TBMM’de söylemiştir. Muharebenin ardından Miralay Fahrettin Bey, Miralay Kâzım Bey, Miralay Selahattin Adil Bey ve Miralay Rüştü Bey, Mirliva rütbesine terfi etti ve Paşa oldu. Mustafa Kemal Paşa TBMM tarafından Müşir (Mareşal) rütbesine terfi ettirildi ve Gazi unvanı verildi.

Sakarya Meydan Muharebesi sonunda Türk ordusunun zayiatı; 5 bin 713 şehit, 18 bin 480 yaralı, 828 esir ve 14 bin 268 kayıp olmak üzere toplam 49 bin 289’dur. Yunan ordusunun zararı; 3758 ölü, 18 bin 955 yaralı, 354 kayıp olmak üzere toplam 23 bin 7’dir.

SAVAŞIN SONUÇLARI

Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra, 13 Ekim 1921’de Ankara Hükûmeti ile Güney Kafkas Cumhuriyetleri arasında Kars Antlaşması imzalandı. Böylece Türkiye’nin doğu sınırı tamamen güvenlik altına alındı. Fransa ise TBMM Hükûmeti ile 20 Ekim 1921’de Ankara Antlaşması’nı imzaladı. Bu antlaşma ile Fransa TBMM Hükûmeti’ni tanıdı ve Hatay-İskenderun dışında, Türkiye’nin bugünkü güney sınırı çizildi. Antlaşma sayesinde güney cephesi güvenli duruma geldiğinden buradaki Türk birlikleri de Batı Cephesi’ne kaydırıldı. İtalyanlar ise, Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra Güney Ege ve Akdeniz bölgelerinde tutunamayacaklarını anlayarak 1921 yılı sonuna kadar işgal ettikleri yerlerden çekildi. Sakarya Meydan Muharebesi sonrasında İngiltere de Ankara’yı tanıyarak TBMM ile, 23 Ekim 1921 tarihinde tutsakların serbest bırakılması konusunda antlaşma yaptı.